Sinema Müdavimi Anasayfa » Sinema » "GELsin LOVE ME TENDER'ı söyleS|N";Bir kayıp bilinç David Lynch
 | 
"GELsin LOVE ME TENDER'ı söyleS|N";Bir kayıp bilinç David Lynch

 

 "Herşeyin ne anlama geldiğini ya da nasıl yorumlanacağını bilmemek daha iyidir, çünkü aksi takdirde olayları kendi akışına bırakmaya korkarsınız. Psikoloji, gizemi ve büyü niteliğini yok eder. Anlamlardan konuşmak beni çok rahatsız ediyor. Çünkü anlam çok kişisel birşeydir ve herkese göre değişir..."



  Bildik sinema kalıplarını linç eden adam David Lynch,her filmi bir "Lynch girişimi" olup kara filmleriyle kendini ifade eden,bilinçaltını her fırsatta  kusan bir adamdır..Bir başkasının bilinçaltını bu kadar güzel bir anlatımla gördüğünüzde kendinizinkine "bakmayı" öğreniyorsunuz bir nevi..Ben pek çok gerçeküstücü sinema örneklerini bu nedenle kendime yakın tutuyorum: )

  Kaynak bilinçaltı olunca anlaşılmak,senaryoda mantık,hikayede devamlılık aramak da bir nevi saçma kalıyor..Bugün gerçeüstücülüğü kurucusu Andre Breton dahi bir anlam getirememiş olduğunu itiraf etmekte ve bi anlamı bulunsaydı gerçeküstü olmazdı şeklinde bir özetle  sürrealizmi anlatıyorsa;o zaman bu tarz filmleri "anlamak"la "anlam için çaba harcamak" arasındaki nüanslar film boyunca aklımızda olması gereken bir ayrıntı..Tabi her ne kadar Lynch filmlerini anlamak için çaba harcayan,kendi kendilerini yiyip bitiren insanlara  cevaben yazılmış bir on maddelik açıklamada(yönetmen tarafından kaleme alınmış) "şu şu şu öğelere dikkat kesilin"den başka bir şey yoktur..filmlerindeki imgelemler pskananalitik düşünceyle bir yolunu bulup film içeirisnde zaten kendini göstermekte..benim fikrim bunlara başkalarının yönergeleriyle değil-bu yönetmen bile olsa- kendi farkındalığımızla keşfetmemiz gerektiği olgusu oluşturulmalı her şeyden önce..

David Lynch filmlerini izlerken düşünmeye,analize,sorgulamaya,şaşırmaya aynı zamanda bir nevi dedektifliğe doğru iter bizi..Konsantre bir ruh haline sokar bizi ve hiç kuşkusuz yorar..Yordukça güzelleşir ve bir sınava tabi tutuluyomuş gibi hissedersiniz kendinizi,sinema sanatı için bir sınava girmek ve bu sınavda bilinçaltıyla uğraşmak ayrı bir keyif ve hırsla birleşir.

 

"Ses ile görüntünün zaman içindeki akışı büyülü bir şeydir; ve ses birçok şeyi gerçekleştirebilir. Bir sahneye doğru ses ile girerseniz, siz sahneyi gözünüz ve kulağınızla algılamadan ses tamamıyla yeni bir dünyanın kapılarını açar. Siz ulaşmadan "orada" bekler sizi. Bütün için en kritik olan ise budur. Bu bir çeşit etki-tepki'dir. Akıp giden her şeyin farkına varmazsınız ilerledikçe etkilere karşı tepkinizi gösterirsiniz. Her defasında ayrı bir tecrübedir bir filmin karşısında oturmak."

 David Lynch'e ait olan bu sözler, filmlerinin ayrılmaz bir bileşeni olarak yer alan müzik konusunda bir anahtardır. Son filminde David Lynch film yaratma sürecinde müziğin kullanımına dair ustalığını bir kez daha gösteriyor. Kadim dostu Angelo Badalamenti ile birlikte Amerikan Film Noir'ın köklerine dönen Lynch'in çalışması Badalementi'nin elinden çıkan ses-sahneleri ile daha da güçlü ve çoğu zaman olduğu gibi sınırları zorluyor. Filmde Badalementi'nin besteci olmanın yanında bir de rolü vardır.

 David Lynch filmlerinde müziğin önemli olmasının ötesinde, caz müziğine meraklı olan zaman zaman da filmlerinin müzikleri için söz yazarlığı, besteci olarak katkıda bulunan yönetmen çoğu zaman şarkıcı ve müzisyenleri de filmlerinde oynatıyor. Örneğin, Sting "Dune", Chris Isaak ve David Bowie -"İkiz Tepeler":Ateş Benimle Yürür", Henry Rollins ve Marilyn Manson - "Kayıp Otoban" bkz. Özel Dosya"). Ayrıca Massive Attack'ın "Unfinished Sympathy" video klibi Lynch'in yönettiği klipler arasındadır.

 Badalamenti'nin müziği, bir tondan bir diğerine geçiyor, ve David Lynch'in seçkin ses kullanımı filmin atmosferine katkıda bulunuyor; serinletici ve duyguları okşayıcı bir tarzda. Lynch'in "otomatik yazım" ve cevaplanmamış sorularının bolluğuna rağmen,filmleri sürrealist bir film kılığında ve çok dikkatli kotarılmış Kara Filmlere örnek teşkil ediyor. Ve zalimce insan kullanmayı, kıskançlığı ve nefrete dönen bir aşkı müziğin ve sesin derin kullanımıyla pekiştiriyor.

 

 

 

 

 

   DAVID LYNCH FİLMOGRAFİSİ

  ERASERHEAD (1977)


Sinema tarihinin en orjinal filmlerinden birisi olan film, David Lynch'in ilk uzun metraj filmidir. Dev makinelerin çalıştığı dumanlarla kaplı bir evrende geçen filmde Jack Nance'in canlandırdığı Henry Spencer'ın özürlü kız arkadaşı olan Mary X'den (Charlotte Stewart) mutant bir çocuğu olur. Bu öykü etrafında ilerleyen film, 30 dakika boyunca Spencer'ın kabusuna bizi davet eder. Filmde Henry Spencer evi terk eden kız arkadaşının öfkesini bebeğini öldürerek dindirir. Bir sürü rahatsız edici imge, izleyicinin algısını allak bullak eden bir ses bandı ve siyah-beyaz görüntüleriyle, "Eraserhead" bir deneysel sinema başyapıtıdır. Filmde fantastik görüntüler çoğunluktadır.

David Lynch'in bu en zor filmi, yönetmenin en iyi filmlerindendir. Film yönetmenin sonraki filmlerine hazırlık sayılacak sekans ve görüntülerle doludur. Filmde hemen hemen hiç dialog yoktur. Görüntü ve ses efektleriyle seyirciyi bir akıntının içine çeken Lynch daha bu ilk uzun metraj filminde, şiddetin hayat olduğunu söyler ve karşımıza sık sık kaba şiddetin sergilendiği, iğrenç görüntüler çıkarır.

FİL ADAM (ELEPHANT MAN - 1986)


Sinema dünyasının hem en duygusal hem de anlattığı öyküye en mesafeli biyografilerinden birisidir. Film John Merrick'in gerçek yaşam öyküsünden uyarlanmıştır. David Lynch, Merrick'in hayatını eşine az rastlanır bir duyarlılıkla beyaz perdeye aktarmıştır.

"Film Adam", Lynch'in ilk büyük Hollywood projesidir. Bedeni aşırı biçim bozukluklarıyla dolu olan John Merrick(John Hurt), doktorunun(Anthony Hopkins) yardımıyla bir insan olmayı, daha doğrusu kendini bir insan gibi görmeyi öğrenir. İnsanların kendisinden dehşetle kaçtıkları, ürkmedikleri yerde alay ettikleri Merrick, filmin ilk yarım saatinin ardından yakın planda karşımıza maskesiz ve korkunç görüntüsüyle çıkar. Lynch, bu fimle, sanayi çağında kendine özgü bir yabancılaşma mitosu yaratmıştır. Sanayi çağı makinelere hayrandır, organik olan teknolojik alanın kusursuzluğu karşısında, hastalıklı olmakla aynı anlama geldiği için, film bu anlamda önemli bir yorum taşımaktadır.

"Filmin dünyası, geçen yüzyılın 80'li yıllarının Londra'sıdır. Birbirleriyle kaynaşması ve bağdaştırılması mümkün olmayan karışım elementlerinin kol gezdiği Victoria çağı İngitere'sidir bu. Kolonyal feodalizm ile sanayi; proleter yoksulluk ile sınıfsal zenginlik; gelenek ile ilerleme; katı, ödünsüz ahlaki kurallar; püriten bir ahlak anlayışı ile öte yanda çözülmeye yüz tutmuş yapılar. Böyle bir dönemin içinde bulur kendini ucube; fil adam; bir yandan değişimden duyulan korku ve endişeyi, bir yandan da ona duyulan özlemi yansıtır; insanın kendine itiraf edemeyeceği bir açlıktır bu"(Peter W. Jansen)

Bu yüzyılın sonunda herkes toplumun dışına itilecektir; gerçekten tam doğmamış olan bu filmin kahramanı, öyle bir sanayi dünyasında insanı bekleyen kaderi önceden yaşar. Sanayinin kusursuz makineleri karşısında her organik doğum; aslında kusurlu eksik bir doğumdur çünkü.'

DUNE - (1984)


David Lynch'in en talihsiz filmidir. Frank Herbert'ın klasikleşmiş bilimkurgu romanından uyarlanan film; büyük bütçe, gişe başarısı zorunluluğu, romanın hayranlarının beklentileri ve Lynch'in yaratıcılığı arasında kalmış bir çalışmadır. Yine de film, göz alıcı güzellikte set tasarımlarına, başarılı bir kostüm çalışmasına, parlak bir oyuncu kadrosuna ve garip bir atmosfere sahiptir. Lynch, Dune hakkında yorum yapmaktan zevk almıyor ve filmin televizyon için yapılan kurgusunu reddediyordur.

MAVİ KADİFE (BLUE VELVET - 1986)


David Lynch'i David Lynch yapan başyapıttır. Kimi eleştirmenlerce postmodern bir kabalık ve küstahlık olarak nitelendirilen Blue Velvet, görmek, bakmak üzerine kurulu dünyasını, görülenlerin, bakılanların gerçekliğinin ve düşselliğinin geçişgenliği ile beslenir.

'Blue Velvet'te, lise mezunu genç Jeffrey Beaumont, hastanede yatan babasının yerine kasabadaki dükkanı işletmek üzere, doğduğu kasaba olan Lumberton'a döner; babasını hastanede ziyaret ettikten sonra, bahçede kesik bir kulak bulur. Jeffrey müthiş bir heyecana kapılır, karşı koyamayacağı bir tutkuyla bu kulağın neyin nesi olduğunu ortaya çıkarmaya çalışacaktır. Jeffrey'nin merakından etkilenen kız arkadaşı Sandy de ona yardım eder. Sandy, Jeffrey'ye gece kulübünde şarkı söyleyen şarkıcı Dorothy Vallens'ten söz eder; kadının olup bitenle herhangi bir ilişkisi olma ihtimali vardır.

Blue Velvet'in eylemsel çatısı çeşitli düzlemlerde gelişir. Yeşil çimenlerin, huzur ve düş dünyasının hemen içinde Jeffrey'nin bulduğu kulak, Jeffrey'yi aslında yanı başındaki ve görünmez bir sınırla öteki'nden ayrılmış, şiddet ve kötünün dünyasına çağıran bir kod; hem de, oraya açılan bir kapı gibidir. Sonuçta en azından olgunlaşmış, büyümüş olacaktır Jeffrey; hayatı, kötülüğü, cinselliği tanırken, cehennemi de tanıyarak.

"Mavi Kadife", mavi bir sinemadır. Yasak cinselliğe bir bakıştır bir yandan. Mavi, özlemin rengidir. Uzakların, mavi denizin ve göğün, dağların. Kutsal figürlerinde çoğu zaman renkleri mavidir. Jenerikten sonra açılan mavi perde, karşımıza mavi bir gök, beyaz bahçe çiti ve kırmızı güller çıkarır: Amerika'nın rengini. Ancak bu üç rengin birlikteliği, sadece filmin başında ve sonunda korunabilir. Filmin başında bir yerlerde Jeffrey, Sandy'i okuldan, koltukları beyaz, kırmızı bir arabayla alır. Henüz mavi renk bulaşmamıştır ona; ya da hayatın mavisi eksiktir: Gecenin rengi. "Kadife" para, servet, zenginlik anlamına da gelir. "Mavi Kadife", gece kazanılan paradır; acılarla ve cinsellik kullanılarak kazanılan para.'

Tam idrakı için birden fazla izlenmesi gereken film Lynch'in adının daha çok yayılmasında büyük rol oynamıştır. Artık Lynch usta yönetmenler arasındaki ismini sağlamlaştırmış ve Lynchvari denen üslubunun seyirciler üstündeki yerini de pekiştirmiştir.


VAHŞİ DUYGULAR (WILD AT HEART-1990)


Tartışılmaz yönetmenin en komik filmidir. Ayrıca en iyilerinden de bir tanesidir. Yönetmenin bu filmde ki oyuncu seçimi de dört dörtlüktür. Wild at Heart içine dalındığında bir kere daha asla masumiyetine geri dönülmeyecek olan cehennemin resmi gibidir. Jenerikle birlikte bir kibritle başlayıp bütün bir perdeyi, cayır cayır yanma sesleriyle saran alevler, film boyunca Lynch sinemasının en güçlü simgesi olarak karşımıza çıkar. Daha filmin ilk sekansında Sailor (Nicholas Cage) , dans salonundan çıkışında, merdivenlerde sevgilisinin annesinin üzerine yolladığı katilin saldırına uğrar; adamı korkunç bir şekilde döver; yerlere, duvara çarpıp öldürür, o bunu yaparken fonda Powermad grubunun, klostrofobik speed, metal müziği çalmakta; Sailor'ın sevgilisinin merdivenin başında attığı çığlıklar; dehşetin dozunu yükseltmektedir.

David Lynch, "Wild at Heart" ta iki insanın birbirini delice sevmesi gibi klasik öyküyü kullanır. Bu iki insan birbirini öylesine sevmektedir ki, birbirini kişi olarak yitirmeye başlarlar. Hareketleri, davranış ve sözleri onlardan koptukça kopacak kadar severler birbirlerini; sonunda tamamen yalanın içine dolanıp kalırlar; artık sadece dünyadan değil birbirlerinden de uzaklaşacak kadar yalanın içindedirler; geriye sadece sözleri kalır; kendi kendilerine konuşurken ki sözleri. Aşk gider, davranış kalır.'

Tüm karakterleri ve birbirinden garip, komik olayları serbest bir, "Oz Büyücüsü" uyarlamasında bir araya getiriyor David Lynch. Seks ve şiddetin dozuysa bir hayli yüksek. Cannes Film Festivali'nde de Altın Palmiye kazanan film Lynchvari komedinin de hiç fena olmadığını seyircilerine ispatlamıştır.


İKİZ TEPELER: ATEŞ BENİMLE YÜRÜR (TWIN PEAKS-1992)


"Eraserhead"den sonra içine girilmesi en zor David Lynch filmidir. Televizyon tarihinin en büyük olaylarından olan "İkiz Tepeler" dizisinin yayından kaldırıldıktan sonra, yönetmen bu filmle dizinin hayranlarının imdadına yetişmişti. Laura Palmer'in öldürülmesinden önceki bir haftayı anlatan film, büyük çoğunlukla dizinin hayranlarına hitap etmektedir.

'Twin Peaks, filmin girişindeki kurgularla, insanın doğaya anlamlı ve mantıklı müdahalesinin bir mitos olduğunu anlatır bize ve bu mitosun inşasını yıkar. Çünkü birbirleriyle ilintilenmiş bu görüntüler de eksik olan şey insandır. Lynch'in yıkmaya çalıştığı bu mitos, insan ile doğayı barışık, insanı aktif, düzenleyici bir özne olarak görür, insanı yeniden doğaya sokarak çelişkiyi çömüş görünür; insanın doğanın göbeğinde ortaya çıkmasıyla aşılır popüler sinemada bu çelişki. "Twin Peaks"te doğa-insan çelişkisiyle yeniden karşı karşıya geliriz. Hareketsiz bir manzara görüntüsünün ardından bir şelaleyle karşılaşırız. Ardından içinde ağaç gövdeleri ışıldayan bir nehir görürüz. Sanki kan karışmıştır suya. Nehir, açık kırmızı, morumsu bir renkte akmaktadır. Nehrin kıyısında insanlar vardır; derken Laura Palmer'ın cesedi bulunur. Dizinin girişindeki büyülenmiş, lanetlenmiş bu manzara görüntüleri bir kadının bedenini betimliyorlarsa; sekiz planda sunulan giriş, bir üreme ve doğumun öyküsünden başka bir şey olamaz. ancak bu doğumun sonunda, ortaya çıkan bir ölüdür...'

KAYIP OTOBAN (LOST HIGHWAY-1997)


"Lost Highway", ya da Türkiye'de gösterildiği adıyla "Kayıp Otoban", Lynch'in önceki filmlerinin estetik ve anlatıcı yapısına bir geri dönüş, ama bundan da öteye yeni bir düzleme giriştir. "Kayıp Otoban", görüntülerin sunduğu hikayeyi anlamlandırmaya boşuna uğraştığımız izlenimi verir ilk bakışta; karşımızda üst üste binmiş görüntüler vardır ve her bir görüntü düzlemi belki ayrı, kendine ait bir öykü anlatmaktadır.

'Bir sabah erken, Los Angles'ı andıran, adı verilmeyecek bir megapolde saksafoncu Fred Madison banliyödeki evinin diafonundan "Dick Laurant öldü" diye gizemli, anlamsız bir söz duyar. Mesajı kimin söylediğini görmek için girişe gittiğinde, kapının önünde evinin dışarıdan çekilmiş bir video kasetini bulur. Ertesi sabah, kendisini güzel, ama soğuk ve resmi tavırlı, esmer karısı Renee'yle yatarken gösteren, evinin içinden çekilmiş kısa bir filmin olduğu bir video kasetibırakılır. Madisonlar polisi ararlar, ama polis bir açıklama yapmaz. Başarısız sevişmelerinden Fred'in yarı yarıya iktidarsız olduğunu, Renee'yi cinsel yönden tatmin edemediğini anlarız. Renee, Fred'i Andy 'nin verdiği bir partiye götürür, karanlık bir karakterdir Andy; solgun, ölü gibi nir gizemli adam Fred'e telkinde bulunur, Fred'i evinde gördüğünü iddia etmekle kalmaz, şu anda evde olduğunu da iddia eder. Bir cep telefonı çıkarır, evi arar, partide yanında dururken evindeki telefonu açan gizemli adamla konuşan Fred'de bunun doğru olduğunu anlar. Bir sonraki video kaseti, yataklarında Renee'nin cesedinin yanında duran Fred'i gösterir. Karısını öldürmekten hüküm giyen Fred garip baş ağrılarından muzdariptir ve hapiste büsbütün başka bir kişiye, Pete Dayton adında genç bir tamirciye dönüşür.'

Olayların bu gelişmeden sonra ikili bir dizgide yürüdüğü ve izleyicilerin kafasını allak bullak eden sahnelerle bezeli olan "Kayıp Otoban" belkide Lynch filmlerinin en karmaşığı fakat akıllarda da en çok yer edenidir.

THE STRAIGHT STORY(1999)

 


The Straight Story ile, oldukça farklı bir Lynch var karşımızda. Film, Amerika'nın güney batısından kuzey doğusuna yapılan bir yolculuğu anlatıyor. Amerika'nın Laurens Bölgesi'ne ait Lowa adlı küçük bir kasabadan komşu eyalet sınırındaki Wisconsin'e uzanan bir yolculuk. 73 yaşındaki Alvin Straight'i (Richard Farnswort) 10 yıl önce kavga ederek yolları ayrılan kardeşi Lyne'nin (Harry Dean Stanton) hastalık haberi yollara düşürür. Yaşlı kurt yıllar öncesinin küskünlüğüne nokta koymak, kardeşini ziyaret edip barışmak amacıyla ve bir çim biçme makinası ile -tüm uyarıları kulak arkasına iterek- uzun yolculuğuna başlar. Çim biçme makinası ile yapılan bu uzun yolculuk, yola yayan çıkmak gibi bir şeydir. Diğer yandan böylesine bir maceraya gözü kapalı atlayabilmek için Alvin oldukça yaşlı ve hastadır. Ancak, yürek olarak Alvin hala dik kafalı, "öncü ruhlu", çetin cevizdir. Çim biçme makinasının adım temposu ile mısır tarlalarına dalan Alvin, doğayı keşfeder. 73 yıldır iç içe yaşadığı doğayı hiç farketmemiştir! Şimdi ise, gördüğü her 'manzara' onu içine çekmektedir. Akşam kızıllığında ağaçları sıyırıp geçen kamera ve nefis bir müzik eşliğinde, Lynch, doğayı yaşlı adamla birlikte anlamaya ve onun yaşadıklarını duyumsamaya çalışıyor.

MULHOLLAND DRIVE (2001)


 Bir araba kazası geçirdikten sonra hafızasını kaybetmiş bir durumda çevredeki evlerden birine sığınan ve kendisini duvardaki posterden ilhamla Rita diye tanıtan bir kadınla onu himayesine alan yıldız adayı Betty Elms arasında gelişen bir dizi olayla başlıyor film. Çantasında mavi bir anahtar ve bir tomar dolar olan Rita'nın kim olduğunu bulmasına yardım eden Betty bir yandan da bir filmin seçmelerine hazırlanıyor. Bu arada genç yönetmen Adam filminde Camilla Rhodes adlı bir kızı oynatması için yapımcılar ve para babaları tarafından zorlanıyor. Rita 'Diana Selvyn' ismini bir yerlerden hatırladığına karar verince Betty ve Rita aynı ismi taşıyan birinin evine gidiyorlar ve cesediyle karşılaşıyorlar. Yine Rita'nın gel-git'li hafızasının dayatmasıyla gece yarısı sahnelenen bir tiyatroyu izlemeye gidiyor ikili. Bu sahne filmin kalbini oluşturan ve aslında Lynch'in söylemek istediğini söylediği sahne. Herhangi bir oyun sergilemeyen tiyatro kumpanyasının tek yaptığı bu sahnede her şeyin önceden kaydedildiğini ve gerçekte o anda hiçbir orkestranın çalmadığını ve hiç kimsenin şarkı söylemediğini ispatlamak oluyor. Mavi anahtarın mavi kutusu da burada ortaya çıkıyor ve her şey değişiyor. Buraya kadar seyrettiğimiz film içinde bir film olabilir mi? Ya da o ana kadar gülümseyişi, kendine güveni ve büyük umutları ile bir sit- com karakteri kadar boyutsuz ve yapay duran Betty Elms bundan sonra izleyeceğimiz, zavallı, başarısız figüran Diane Selyvn'in rüyası mıydı? Her ikisi de olabilir. Lynch bu iki ihtimale hatta üzerinde düşünüldükçe çoğaltılacak çeşitli olasılıklara bile yakın duruyor. İzleyici, hikayenin olay, karakter ve nesneler hakkında yapacağı yorumlarla anlamlanacağı ya da arap saçına döneceği, çoktan seçmeli neden-sonuç ilişkileriyle karşı karşıya kalmaktan kendini kurtaramıyor.

David Lynch'in filmin DVDsine koyduğu kullanım kılavuzu(!)

 

 

Yönetmenin çocukluk yılları ile ilgili ilginç bir ayrıntıysa , annesinin ona asla boyama kitapları vermemesidir. Bu tutumuyla annesinin onu kurtardığını düşünen Lynch, boyama kitaplarının yaratıcılığı öldürdüğü fikrindedir. Sanata resim nedeniyle ilgi duymaya başlayan yönetmenin, en çok etkilendiğini söylediği iki ressam, Edward Hopper ve Francis Bacon'dır.

 Tescilli Markaları:
- ABD'de büyüleyici küçük kasabalar bulması,
- Anahtar şiddet sahnelerinde ağır çekim kullanması,
- Kırmızı Perdeler,
- Genellikle Kyle MacLachlan, Laura Dern, Jack Nance, Everett McGill, Isabella Rossellini, Dean Stockwell, Brad Dourif, Sherilyn Fenn ve Sheryl Lee ile çalışması,
- Filmlerinde kısık sesli gürültü, karanlık ve çürümüş şeylerle dolu mekanlar, bozulmuş karakterler, polarize edilmiş bir dünya (melekler, şeytan, meryem ana heykelleri, fahişeler), etrafta çürümüş ceset ya da kafa tasları olan yerler kullanması.
-Filmlerinde Fransa, Fransız Dili, Kültürü, İnsanı, ve İsimlerine atıfta bulunması

    •  Bazı filmlerinde başrolde müzisyenleri oynatmıştı;
      -Sting: Dune (1984);
      -Chris Isaak ve David Bowie: Twin Peaks: Fire Walk with Me (1992);
      -Marilyn Manson ve Henry Rollins: Lost Highway (1997);
      -Billy Ray Cyrus: Mulholland Dr. (2001)
    •  
    •   Los Angeles'daki Bob's Big Boy adlı restoranda 8 yıl boyunca hemen hemen her gün öğle yemeği yemişti.
    •  Büyükbabası Finlandiyali
    •  The Alphabet (1968) filminden 1000$ kazanmıştı.
    •  bkz:Film Noir

Not:Aşağıdaki youtube videolarından sağdaki The short films of David Lynch(2002)deki yönetmenliğini David Lynch in yaptığı 5 kısa filmden  The Grandmother(1970).İlki ise yazının başlığını oluşturan "love me tender" şarkısının Cage yorumlamasıyla filmin son karelerini izlyebilirsiniz..
 


Etiketler: badalamenti | bilinçaltı | film | gerçeüstücülük | lynch | psikanaliz | sinema | sürrealizm | tospa ğ asal

Bu yazı 26/11/2006 tarihinde yayınlandı. 1759 defa görüntülendi.

Beytepe Kaplumbağası tarafından gönderilen tüm yazılar »

 

yazının puanı: 1.6 (3 kişi)  

Paylaş:

E-posta ile gönder:


Yorumlar (6) Yeniden eskiye | Eskiden yeniye + Yorum bırakın
Beytepe Kaplumbağası (05 Şubat 2007)
http://www.beyazperde.com/haber/8451 filmin yıl sonunda vizyonda olacağı söyleniyor.
yufikanteparaselavey (05 Şubat 2007)
inland empire ne zaman Türkiye'ye gelcek bi fikri olan var mı?
Beytepe Kaplumbağası (09 Aralık 2006)
Lynch'i ya çok seversin ya hiç ,filmlerini izlemeye ordan burdan duyup da lost highway den başlamışsanız tam bi kabusa dönüşür Lynch YOLCULUĞU(bknz.serüveni ),Lynch hakkında bir şeyler okuduktan sonra Fil Adam la başlamalı(bknz.Lynch'i az olmuş)..sonrası gelir :) En son Big Fish'i de izledikten sonra aldığım kararlardan biriydi Tim Burton yazmak,zaman bulup da yazarsam önce ben mutlu olcam :)
amygdala (08 Aralık 2006)
acaba ben neden bu adamı bir türlü sevemedim?ama yazı harika bide aynı analizleri tim burton yapsanız bizleri mutlu mesut insanlar yaparsınız =)
Beytepe Kaplumbağası (29 Kasım 2006)
teşekkür ederiim :)
ELeCTrO (27 Kasım 2006)
oldukça yetkin ve bilgilendirici bir yazı. imrendim:) tek tek analizlerini de ileride görmek umuduyla, ellerine sağlık diyoruz:)

Site Sahibi

Beytepe Kaplumb...
26
Ankara
Profilini Görüntüle  Mesaj Gönder  Şikayet Et


Site etiketleri

10dkara, 1984, 3 maymun, 3iron, 8femmes, acı, adele, adeleninhikayesi, adventure, agnostik, al pacino, alain resnais, alan j pakula, alan parker, alan rickman, albert camus, aldaus huxley, alem, alex proyas, alexander payne, alfonso cuarón, alfredo, algı, almanya, almodovar, altın oran, altıncı his, amadeus, amira casar, anakronik, anayasa atatürk, ang lee, ankapol, ankara, anne, antalya, aptal, arizona dream, arno frisch, arno gruen, aronofsky, arzu, asia argeto, atatürk, atilla dorsay, auteur, avrupafilmleri, aydınlık, aylak adam, az sonra, azil, ağaçkakan, aşk, badalamenti, bahartospağası, bahçe, baran, basit, bayram, bağlılık, bağımsız film, bağımsızlık, başörtüsü, beetle juice, beklenti, ben, ben efsaneyim, ben whislaw, beni yeniden sev, bergman, berisi, beter böcek, beterböcek, beytepe, beytepem, beytepetospağası, bibi andersson, big brother, bilgi, bilimkurgu, bilinçaltı, bin jip, bira, bird, birdy, bireysel, biricik, birol ünel, biyografi, biz, bomblibombom, boru sesi ti, boş, boş ev, brad pitt, breath, brezilya, brian de palma, bruce willis, buffalo66, bunuel, buzdan kabuk, böcek, büyük birader, büyülüfener, cadde yayınları, cahil, cahil periler, cannes, carmen maura, cehennem, cennet, chabrol, chan wook park, children of men, christina ricci, christoffer boe, chuck palahniuk, cinema, cinema paradiso, city of god, clive owen, closer, clowns, coen, constantine, crow, cry baby, cumhuriyet, daha yaklas, dali, danny elfman, darren, darren aronofsky, david lynch, deli, deli gömleği, deneme, denis dercourt, dergi, dersleri, dert, derya, değişim, diary, dibe vurmak, dikkat, dil, din, dip, dogma, dogma 95, donnie brasco, donnie darko, dost, dost kitabevi, dostoyevski, dostoyevsky, doğal, doğru, dram, dune, dustin hoffman, duygu, duygusuz, dönüşüm, dürüstlük, düsünkara, düzen, düş, düşünce, düşünkara, düşünkara fanzin, dışavurum, dışavurumculuk, ebru ceylan, ecce homo, ed wood, edebiyat, edgar allan poe, edward norton, efes, eiji okada, elephant, eleştri, emir kusturica, emmanuelle riva, empati, emra kınay, engin geçtan, engizisyon, erich fromm, erkan can, erkek, esinti, ethan coen, evrim dışı, evrimdışı, exils, eşkiya, eşkıya, fair lady, fanzin, felsefe, felsefik, ferzan özpetek, festival, festivaller, fight club, film, film festivali, filmartı, filozof, foseptik çukuru, fotoğraf, francis lawrence, frank herbert, françois ozon, freud, funny games, gary oldman, george orwell, gerçek, gerçeküstücülük, gezicifest, gibi, gotik, goya, goyas ghost, gregor samsa, grotesk, gus van sant, görünmez, gözyaşı, günce, güncel, günlük, güven kıraç, güzfest, güztospağası, hacettepe, hakan günday, haluk bilginer, haneke, hatice öztürk, hayal, hayal kırıklığı, hayalkırıklığı, hayat, hayat ağacı, hichcock, hipokondriyak, hiroshima, hissiyat, hitchcock, howard hawk, hugh jackman, huzur, huzursuzluk, hüzün, hırs, i am legend, if, iklimler, ilham, ilkbahar, imge, imge kitabevi, independence day, ingmar bergman, insan, intihar, intikam, irvin yalom, ispanya, istanbul, iyi yaşa, , işkence, işkence bahçesi, işte insan, james stewart, javier bardem, jd, jd tavsiyesi, jean reno, jeanne moreau, jesterdvine, joan coen, joel coen, johnny depp, jude law, jules et jim, julia roberts, julianne moore, kabuk, kabus, kadın, kan, kapitalizm, kaplumbağa, kaplumbağaadam, karanfil, karanfil sokak, karanlık, karlar düşer, kayıp bilinç, kayıtsızlık, kazan dairesi, keanu reeves, keje, kendine ihanet, kevin kline, kieslowski, kim ki duk, kim novak, kimlik, kin, kin kusmak, kinyas ve kayra, kitano, kitap, kitaplık, kitsch, kişisel, koku, konur, konur sokak, kore, koyun, koş lola koş, koşuşturmaca, kriminal, kukla, kum havuzu, kumun altında, kurmaca, kutsal yürek, kuş, kültür, kırmızı çöl, kısa film, kıyamet, kız, kış, la haine, lady, laiklik, lars von trier, leigh cheri, leon, lili taylor, liv ullmann, luc besson, luis bunuel, lust caution, lynch, lynch girişimi, madrid, majid majidi, makale, makinist, malafa, man ray, manyak, mark isham, mark margolis, marla singer, maske, matthew modine, mavi, mayıs sıkıntısı, megapol, megoloman, mehmetcik, mehtap erel, melvil poupaud, men in black, meryl streep, mesafe, metod, metropol, michael caine, michael haneke, michael pitt, michel gondry, michellepfeiffer, milos forman, mon amour, mor, mor mavi, mozart, mutlu, mutluluk, müzik, naomi watts, natalie portman, natasha atlas, nazım, nefes, nesir, nesne, nicolas cage, nietzsche, nihat genç, noel baba, nokta, nuri bilge, nuri ceylan, o an, okumak, olağanüstü, oldboy, onlar, ost, oy oy oyy, oyuncu, oğuz atay, palyaço, paradise, paralel kurgu, paranoid, paranoyak, parça tesirli, pattydiphusa, paul giamatti, pazarola, pedro almodóvar, pee wee, pelin batu, penelope cruz, perfume, persona, peter macnicol, pi, piedra, pilli bebek, pitoreks, politika, protesto, psikanaliz, psikoloji, psikolojik, psikomanyak, pulp fiction, rachel weisz, radikal, reconstruction, reel, renk, replik, requiemforadream, resim, roman, ruhsuz, rüya, rüya bilmecesi, sakarya caddesi, salvador dali, salvatore, samimiyet, sanat, sanatçı, satır arası, satırarası, savaş, sayko, scarface, schopenhauer, science of sleep, scissorhand, se jie, sean gullette, selim ışık, sen, senarist, senaryo, serbest düşüş, seri katiller, sessizlik, sevgi, shadow, sideways, silivri, sin city, sinek, sinema, sinema dergisi, sinema müdavimi, sinemasal, siyah, siyah beyaz, sobe, solo, somut, son, sonbahar, sonra, sonraki sayfa, soom, sophie, sophies choice, soru işareti, sountrack, soyut, soyut resim, soğuk, stanislavski, stanislawski, star, stendal sendromu, swing, süreli yayın, sürrealizm, sıcak, takeshi kitano, takva, tam bağımsız, tanrıkent, tasa, tavşan, tayvan, tek, temizleyici, temkinli, ten, teröre lanet, tesadüf, tey tey, the crow, the fountain, the page turner, the story of us, theta, tim burton, tim roth, tin, tiyatro, tommy lee jones, tony gatlif, tony leung, topluluk, toplum, topyekün, tosbağa, tospaa, tospaalarölmesin, tospağa, tospağasal, toto, trainspotting, trans, tristana, truffaut, tuborg, turgut özben, turtles can fly, tutles can fly, tutunamayanlar, twelve monkeys, tyler durden, türban, türk sineması, türkçe, ulrich mühe, umut, un chien andalou, unbreakable, underground, uzak, uzakdoğu, uçmak, uğur yücel, v for vendetta, vakhtangov, varoluş, varoluşçuluk, veda vakti, vengeance, vertigo, victor hugo, video, vietnam, vincent gallo, virgül, volver, vukuat, vurgun, wei tang, whale, will smith, wolfgang, yabancı, yabancı sinema, yabancılaşma, yaku, yalnız, yalnızlık, yanlış, yanılsama, yapay, yaradılış, yaratık, yasemin şahin, yavuz turgul, yaz, yazar, yazmaz, yazı, yaşamak, yedinci mühür, yeni yıl, yeraltı, yergi, yerli sinema, yeşil, yol, youtube, yusuf atılgan, yönetmen, yüzdeyüz, yüzyüze, zihinsel ölüm, zor, çekimser, çekmece, çin, çingene, çocuk, çok az sonra, çok yaşa, çıkarım, ölü, ölüm, ötesi, övgü, özdemir asaf, özer kızıltan, özlem, özlemek, özlenesi, üniversite, üzgün, üçleme, üçondört, ğ, şarap, şehvet, şener şen, şenlik, şenliktospağası, şiddet, şizofren, şizoid

Site kategorisi

» Kültür, Sanat ve Edebiyat  » Sinema
+ Yeni üye
E-posta:
Şifre:
Şifremi unuttum
Beni hatırla  

İstatistikler

Üye sayısı: 337
Yazı sayısı: 169
Fotoğraf sayısı: 506
Video sayısı: 1

Sayfa gösterimi:
Geçen Hafta: 1.481
Bu Hafta: 1.307

© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.